Hedefe Ulaşmak Sandığından Kolay Olabilir mi? - Circle
858
post-template-default,single,single-post,postid-858,single-format-standard,bridge-core-3.0.8,qode-page-transition-enabled,ajax_fade,page_not_loaded,,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,hide_top_bar_on_mobile_header,qode-theme-ver-29.5,qode-theme-bridge,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.11.0,vc_responsive
 

Hedefe Ulaşmak Sandığından Kolay Olabilir mi?

Hedefe Ulaşmak Sandığından Kolay Olabilir mi?

Bazen, etrafımızda meydana gelen karşılayacağımızdan emin olabiliriz. Herhangi bir şey  olduğunda, ona bir anlam vermeye çalışırız. Öncelikle zihnimiz farklı yorumlar yaratır ve daha sonra en makul olanı benimser ve sonra bu senaryoyu kabul ederiz.

Hedeflerimizi belirler ve bu hedefe ulaşmak için yola çıktığımızda da fark etmeden aynı şeyi yaparız. Aklımızda bir hedef vardır ve bunu nasıl başaracağımızı düşünürüz. Kısaca Roma’ya giden birçok yol vardır, ama sonunda bir yolu seçeriz. Yani bir stratejimiz ve bir planımız vardır. Kabul ediyorum her zaman işe yarar gibi görünür. İşte böyle yapacağım! Bir plan yapmak ve bir stratejiye sahip olmak harika olsa da yine de hedef konusunda ne kadar kararlı olsak da gidiş yolu konusunda saplantılı olmamayı bana hayat öğretti.  Yani size önerim; Roma’ya (hedefinize) takıntılı olun, yapabileceğiniz TEK bir yol olduğunu düşünmeyin (bir strateji).

Amacınız bir iş bulmaksa, sadece internette iş tekliflerine sadece CV göndermeyin. Yaratıcı olun. Herkes bu yolu deniyorsa, başka hangi yolu deneyebilirsin? Hedeflediğin satış cirosunu elde etmek için bugüne kadar yaptıklarından başka ne yapabilirsin? Herkesin yaptığı şeyler aynıysa sen başka ne yapabilirsin?

Aslında bununla ilgili bir masal geliyor aklıma; paylaşmak isterim.

Bir zamanlar çok güçlü rakipleri olan bir savaşçı varmış ve

ve okçuluk hariç her türlü savaş sanatında ustaymış. Bir gün yorgun ve yılgın olarak emekli olmaya karar vermiş ve emeklilik günlerini okçuluk konusunda daha çok şey öğrenmek ve bu savaş sanatını incelemekle geçirmeye karar vermiş. Sonunda bu konuda beceriler öğreten bir manastır bulmuş ve orada yıllar boyu mutlulukla çalışmış ve yaşamış. Bir zaman sonra başrahip savaşçıya “Oğlum, bildiğimiz herşeyi sana öğrettik. Artık bizi bırakmanın zamanı geldi” demiş.

Savaşçı üzgün ve kırık bir kalple manastırdan ayrılıp eski köyüne dönene kadar bir süre yalnız başına köy köy dolaşmış. Günlerden bir gün bir köye yaklaştıkça bir ağacın üzerinde dala okla sabitlenmiş bir elma farketmiş. Ok merkezden girip sağa doğru çıkıyormuş. Köye doğru ilerledikçe başka başka ağaçlarda aynı şekilde hedefinden vurulmuş ve ağaca sabitlenmiş oklar görünce şaşkınlığı iyice artmış. “Bu elmaları okla kim vurduysa iyi bir nişancı olmalı” demiş savaşçı kendi kendine.

Savaşçı, bu muhteşem usta okçuyla mutlaka tanışması gerektiğini ve ondan öğreneceği çok şey olduğunu düşünerek köydeki insanlara okçuyu sormuş ve tanışmak istediğini söyleyerek verdiği saatte nehir kıyısında bekleyeceğini söylemiş.

Savaşçı verdiği saatte nehrin kıyısına varmış ama orada bir ağacın altında oynayan küçük bir kız dışında hiç kimse yokmuş. Küçük kız savaşçıyı fark ederek ona doğru yaklaşmış ve “Birini mi bekliyorsunuz efendim?” diye sormuş.

Savaşçı küçük kızı uzaklaştırmaya çalışmış ama küçük kız sözlerine şöyle devam etmiş: “Birini bekliyorsun gibi görünüyor. Köyün büyükleri bugün öğleden sonra burada bir yabancıyla buluşmamı söylediler”

Savaşçı küçük kıza hayretler içinde bakmış ve “Doğru” demiş, “Ben bu köye gelirken ağaçlardaki elmalara muhteşem atışlar yapan okçuluk ustasıyla tanışmayı bekliyorum”

“O zaman mutlu olmalısın” demiş dedi küçük kız. “Çünkü bütün elmalara ben nişan aldım ve ben ok attım”

Savaşçı hayret ve şüpheyle küçük kıza doğru eğilmiş ve “Eğer bana doğruyu söylüyorsan hedefi her zaman nasıl bu kadar mükemmel tutturduğunu söyle” demiş.

“Bu çocuk oyuncağı, çok kolay” diye cevap vermiş küçük kız. “Sadece yayımı çok güçlü geriyorum ve okumun uçmasına izin veriyorum. O zaman nerede olursa olsun, hedefi vuruyorum.”

Acaba bizler hedeflerimizi olması gerekenden daha da mı zorlaştırıyor ya da gözümüzde büyütüyoruz? Ne dersiniz?